Bok Çukurundaki Kadın

Koskoca İstanbul Film Festivali geldi geçti. İzlediğim filmlerle ilgili iki söz yazamadım.

Ama Bok Çukurundaki Kadın adlı filmi es geçemem. En azından bir iki not almalıyım bir kenara.

Film çekmeye çalışan genç bir yapımcı ve yönetmenin dış sesiyle başlıyor. İlk 10-15 dakika neredeyse kanımızı donduruyor. Salon bir anda buz kesiyor. Duygu bana dönüp; “Sakın ha böyle devam edecek de me, çıkarım!” diyor.

Ben, festival katalogundan hatırladığım kadarıyla “Hayır canım komik bir film bu diyorum.” Ama bir yanda da tedirginim.

Çünkü gördüklerim hangi noktada beni güldürecek emin değilim.

Duygu’yu filmde kalmaya ikna etmek fazla sürmüyor. Yönetmenin ilk “Cut” demesiyle hemen bildiğimiz steril ortama geçiyoruz. İphonelar, ipadler, kahveci, tall, not fat, one shot sözleri…

Bunu söylerken elimizde Starbucks bardaklarının olması beni film boyunca epeyce utandırdı. Onu da ekleyeyim.

Nurullah Hanım da kim?

21 Ocak 1994. Günlerden cuma.

1. dönemin bitip şubat tatilinin başladığı gün. Karneler alınmış.

Bilun, Selin ve ben okul çıkışı İstiklal’de turlayacağız.

Önce İstiklal’in başında el sanatları sergisinden kendimize 3 tane bindi alıyoruz.

Bir alnımızın ortasına, bir burnumuzun altına yapıştırıp duruyoruz. Selin sarı ve kıvırcık saçlarıyla bir Hintli’ye asla benzemiyor. Ben ise hafif çekik gözlerim ve çilli yüzümle anca melez olabilirim. En güzelimiz, bir Hintli’ye en benzeyenimiz Bilun oluyor.

Yüzümüzdeki bindilerle İstiklal’de bir aşağı bir yukarı yürüyoruz. Herkes bize bakıyor: Kimi laf atıyor, kimi gülüyor.

1994 yılında bana hypoglisemi teşhisi konmuştu. O yıl tatlıyla aramı kestiğim yıl.

Heralde karnem iyi olmalı ki birlikte İnci Pastanesi’ne giriyoruz.

Üçümüzün yüzünde bindiler.

Büfenin arkasında durup tabaklara profiterol dolduran garsonlardan biri, Bilun’un bir Hintli’ye benzerliğini onaylamak istercesine  ona göze kırpıyor. Çok eğleniyoruz.

İnci’nin masalarının dayalı bulunduğu duvar aynalarla kaplı. Aynların birinin kenarındaki çerçeveye bir resim sıkıştırılmış. O zaman oradan buradan bulduğu şeyleri eve götüren, defterine yapıştırabilediklerini günlüğüne yapıştıran biri olarak çaktırmadan resme el koyuyorum.

Günlüğümde resmin altında Bilun’un bir notu var. Resimdeki kadından “Nurullah Hanım” diye söz etmiş.

Sahi kim bu Nurullah Hanım? Nurullah Hanım erkek adı olduğuna göre bu adı kesin biz uydurmuşuz. Ama neden? Ayrıca o resmi oraya kim koymuş?

Bütün bunlar yanıtsız kalıyor; ama, bir zamanlar birinin kızı, sevgilisi belki de annesi olan Nurullah Hanım’ın belleğimdeki İnci Pastanesi imgesi hiç kaybolmuyor.

+++

Film Festivali yaklaşırken, zihnimde Cercle d’Orient görüntüleri geçiyor.

Muhteşem ikili ve Marjane Satrapi

Bu sabah biraz keyif yaptım. İşe gitmeden önce Nero’da durakladım. Muhteşem ikili bir ardaydı: İstanbul film festivali kataloğu ve kahve.

Festival filmlerini tek tek okudum. Uzunca bir listem var. ilerleyen günlerden filmlerle ilgili elbette yazarım.

Bu yıl  sinema derslerine konuşmacı olarak Marjane Satrapi’nin gelecek olması beni ayrıca heyecanlandırdı.

Satrapi’nin hemen hemen tüm çizgi romanlarını okudum. Persepolis dışında bir başka favorim de Emroideries. Türkçe’ye ‘Dikiş Nakış’ adıyla çevrildi. Dikiş Nakış, bir ev buluşması sırasında birbirine yakın bir grup kadının  o güne kadar anlatmadıkları konular hakkında birbirlerine açılamaları üzerine. İran’da yaşam, kadın olmak, cinsellik, tabular…

Persepolis’in filmini izledikten sonra çok etkilenmiş ve Satrapi’nin kitaplarını toplamaya başlamıştım. Kendisinin hem yazıp hem çizdiği çocuk kitaplarını da o sırada keşfettim. Hatta bu kitaplardan birini CANAVARLAR KEDİLERDEN KORKAR adıyla bastık (Marsık Yayıncılık).

Masal, Marie adlı küçük bir kızın karanlıktan korkmasını konu ediyor. Marie canavarların, gökyüzünde ay varken onu rahatsız etmediklerini fark edince, ayı kesip odasında tutsak etmeye karar veriyor ve bir anda kente bir kargaşa başlıyor…

Festivalde, bu yol Satrapi’nin uzun metrajlı filmi Chicken with Plums(Azrail’i Beklerken)’ı izleme olanağı da bulacağız.

* * *

SİNEMA DERSİ: MARJANE SATRAPI – NASIL SİNEMACI OLDUM

2 Nisan Pazartesi – 16.00

SALON IKSV

Tel: (0212) 334 07 52

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑