Oostende'ye yolculuk...

Oostende’ye yolculuk…

İstanbul film festivali neredeyse kapanacak. Oysa ben size daha açılış filminde söz etmedim.

Copacabana (2010, yön: Marc Fitoussi)


Copacabana’nın   notu düşük olsa da, kalbimdeki yeri başka. Film Oostende’ye çalışmaya giden Babou’nun (Isabelle Huppert) öyküsünü anlatıyor.

Oostende, Belçika’nın topu hepi 70 km sahil şeridinde bulunan bir kent. Kıyı şeridi bu kadar dar olunca, herkes bu bölgedeki kentlerde mülk sahibi olmak istiyor haliyle. Bir taraf sahil. Öteki taraf yüksek yüksek apartmanlar… Bir nevi bir zamanların ünlü tatil beldesi Kumburgaz gibi. Zaten Babou’nun buradaki işi de devremülk satmak. Onun filmdeki keşfiyle anladığımız birşey: Buraya en çok ilgi gösterenler İngilizler.

Gelelim Belçika ve sahil şeridinin benim için olan önemine. 1996-1997 yılları arasında, 11 ay, Brüksel’e 20 km uzaklıktaki Lennik kasabasına değişim öğrencisi olarak gitmiştim. 18 yıl denizle dip dibe yaşamış bir İstanbullu olarak, 11 ay kalmak üzere gittiğim bu ülkede yalnızca 70 km’lik bir nefes alanın olduğunu öğrendiğim anda da, gördüğüm ilk deniz manzarasıyla da kuçaklaşmıştım.

Belçika’nın sahil şeridine ilk gidişim, oraya varışımın hemen ikinci günündeydi. Ünlü JULES DESTROOPER bisküvilerinin 100 yılını kutlamak için düzenlenen festivale gitmiştik. Logosu size tadı kadar tanıdık gelebilir. Artık burada da bazı süper marketlerde satılıyor bu wafel şeklindeki bisküvilerden.

Filmde Babou’nun hayali, kazandığı paralarla Brezilya’ya gitmek. Sonunda Brezilyalı bir dans topluluğuyla bu hayalini gerçekleştirir. Avrupalılar, Güney Amerika Kültürü’ne her zaman ilgi gösterir. Bu vurgu filme de çok sık var: Oostende’ye Brezilya Dans Topluluğu’nun gelmesi, Babou’nun bu kültüre ilgi göstermesi, kızının düğününe Brezilyalı dansçılar götürmesi… Bu yazıyı yazmak amacıyla Belçika yılım boyunca üzerine çizip, yazıp, biletler ya da fotoğraflar yapıştırdığım günlüğümü kurcaladım. Jules Destrooper 100. yıl festivali’nin programı çıktı karşıma. Programında RUNACUNA Chileense folkloremuziek (Şili halk müziği) yazdığını görmek filmle arama bir bağ daha kurdu.

Eklemeden geçmek istemediğim bir başka konu da Babou’nun sevgilisi Bart (Jurgen Delnaet) ile ilgili. Belçika’ya ilk gittiğimde çok şaşırmıştım. Neredeyse karşılaştığım herkesin adı Bart’tı. Buna evlerine misafir gittiğim ailenin büyük oğlu da dahil. O zamana kadar bir tek Simpsons’da duymuştum ben bu adı. Filmde Bart’ın Babou’yu reddediş tarzı da bana tam ‘işte, yaa evet’ dedirtti. Babou’nun kendisiyle ilgili bir gelecek düşünmediğini, kendisiyle yalnızca gönül eğlendirdiğini hisseden Bart (yani ilişkinin erkek tarafı) ilişkiyi bitirmeye karar veriyor. Bu kadar mı Avrupa, bu kadar mı Belçika kokar bir ilişki?!

Bu kentin benim için bir önemi de, 1996 yılının Oostende Modern Sanatlar Müzesi’nde (PMMK) açılan sergiye yaptığım ziyarettir (oradaki ailem olmasa bunu kendim keşfedemezdim tabii). Sergi, Belçikalı 5 önemli ressama ev sahipliği yapmıştı. Bu ressamlar Ensor, Spilliaert, Permeke, Magritte ve Delvaux.

JAMES ENSOR

Babası İngiliz, annesi Oostendeli James Ensor’un. Onun Les Bains a’ Ostende (flm. De baden van Oostende) ‘Oostende plajı’ adlı bu resmi aklımdan hiç çıkmaz. Ensor, ailesi yine bu kentte hediyelik eşya dükkanı işleterek ve yazın gelen turistlere oda kiralayarak geçiniyor o dönemde. Bu nedenle de, sahil karmaşası Ensor’un çok iyi bildiği bir görüntü. İnternette resmin daha yüksek çözünürlükte olmaması çok yazık. Ama bir fırsatını bulup mutlaka tamamına göz atın. Saatlerce kendinizi detayların içinde kaybedebilirsiniz.

Bu yazıyı yazarken oraları ne kadar özlediğimi bir kere daha hissettim. Şimdi oralarda olup şöyle bol meyveli bir pankek (Pannenkoek met verse fruchten) yemek kim istemez ki?!

Reklamlar

3 thoughts on “Oostende’ye yolculuk…

  1. Herkes ister, hele bir de ustune bir bardak soguk Kriek icilecekse 🙂
    Ensor’un tablosunu tanittiginiz icin tesekkurler. Gorur gormez, bu hos resmin “Alcak Ulkeler”den bir baska ressam, Hendrick Avercamp’e bir selam oldugunu dusundum. 1600’lu yillarda yaptigi (Ensor’un tersine kis mevsimini anlatir) “Buz pateni yapanlar” tablosu vardir. O da ufuk cizgisine kadar uzanan insan tasvirleri icinde binbir turlu muziplik saklamistir.

    • Sevgili Ani, resme bayıldım. Kendimi oradaki köylülerden biri hissettim. O dönemde yapılan resimlerin bir çok öyküyü birden içinde barındırması fikri beni çok cezbediyor. Paylaşım için teşekkür ederim.

  2. Geri bildirim: Bu ne kadar? 40 kabuk! « KabartmaTozu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s